Necip Mahfuz

Arap Yazarlar - Necip Mahfuz

arap-yazarlar-necip-mahfuz-arapcadeposu

Necib Mahfuz, 1988 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mısırlı yazardır (11.12.1911 – 30.08.2006). Nobel ödülü kazanan ilk müslüman ve tek Arap yazardır. “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak tanınır. Mahfuz, Kahire’nin Cemaliye bölgesinde 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir tüccarın oğlu olan Mahfuz, adını kendisini doğurtan Profesör Necib Paşa Mahfuz’dan aldı. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350 küsur kısa hikâye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire’nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insaları anlattı; pek çok kitabı Arap fimlerine konu oldu. Kahire Üniversitesi’nde felsefe öğremi gören Mahfuz’un ilk romanı Abes el-Akdar 1939’da yayımlandı. 1957’de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap edebiyatının tanınmış bir ismi oldu. Değişik kurumlarda çalışan  Necip Mahfuz, en son Kültür Bakanlığında müsteşar olarak görev yaptı. 1971’de söz konusu görevinden emekli olmasından sonra, el-Ahram gazetesinde yazar olarak çalıştı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. 30 Ağustos 2006 günü Kahire’de 95 yaşında vefat etti. 31 Ağustos 2006 günü Kahire’de devlet töreniyle uğurlandı.

Necip Mahfuz’a ait eserleri aşağıda bulabilirsiniz:

Arap Yazar Necip Mahfuz'un Eserleri

Han el-Halili

han-elhalili-necip-mahfuz-arapcadeposu

KONUSU
İkinci Dünya Savaşı’nın ortasındaki Kahire’yi anlatıyor. Zaman zaman Alman uçaklarının bombaladığı şehirde daha güvenli bir semt olarak gördükleri Han el Halili’ye taşman Akif ailesinin başından geçenleri yine çarpıcı ve etkileyici bir dille aktaran Mahfuz’un kahramanları evin iki oğlu Ahmet ve Rüşdi’dir.

Midak Sokağı

midak-sokagi-necip-mahfuz-arapcadeposu

KONUSU
Hamide, paranın ona bütün dünyayı verecek sihirli bir anahtar olduğuna inanıyordu. Kendisiyle ilgili bildiği tek şey de, istediği her türlü lüksü sağlayacak zenginliğin hayalini sürekli olarak kurduğuydu. Hatta Sandıkiye Caddesi’nde ondan bile daha yoksul bir kızın olduğunu hatırlıyordu. Derken talih onun karşısına zengin bir müteahhit çıkarmıştı. Kız sefil mezbelesinden kurtulmuş, masalsı bir hayata adım atmıştı. Böyle bir talihin mahallelerine iki kez gülmesine bir engel mi vardı? Ancak Hamide’nin bu hırsı Kraliçe Feride Meydanı’nda sona eren küçün aşina dünyası ile sınırlıydı, zira ötesindeki hayat hakkında hiçbir şey bilmiyordu.

Yorum Yok

error: Content is protected !!